Üşüşen düşünceler kafamda ve kendi kendimi hapsederken ıssızlığa; Keyfi kaçık rüyaların ve bayatlamış sabahların şafağında... Kesik başlı bir melek misali, fareden farksız bir surat var aynada. Kanayan dişleri kemikte, ve son bir nefes göğsünde; Kusursuz acıların eşiğinde, küflü arzuların denizinde... Soluk mavi gözleri, bulanırken suyun ötesinde! Ve bir ağacın gölgesinde... Saklanırken sessizliği; Kanatsız kuşlar ve uçuşan balıklar gibi, [...] ayarsız saatlerin akrebi.
Geç kalmışlığın eşiğinde, kıvranıp duruyordu bedenim; ve düşlerim, canımı sıkan pek çok şeyle birlikte, kim bilir kimin evinde? Her şey zamansız, her şey uzak... Anlamsız satırlar, yetim kalmış anılar ve kime ait idi bütün bu duygular? Boş bardaklarda ifadesiz suratlar, ve yankılanırken fısıltılar; duvar diplerine habersiz gelirdi kuşlar. Hep mi boşa çıkar umutlar? Kurulu saatler ve kesik nefesler... Tatsız bir öfkenin esiriydi geceler; kamaşırken gözler, ne zaman tutuldu ki sözler? Her şey yalandı, herkes dolan... Ve zaman, ötede aslı duran; sahipsiz bir sarkaçtı. Biriken yalnızca kendi gözyaşlarımdı...