Kayıtlar

***

Üşüşen düşünceler kafamda ve kendi kendimi hapsederken ıssızlığa; Keyfi kaçık rüyaların ve bayatlamış sabahların şafağında...  Kesik başlı bir melek misali, fareden farksız bir surat var aynada. Kanayan dişleri kemikte, ve son bir nefes göğsünde; Kusursuz acıların eşiğinde, küflü arzuların denizinde...  Soluk mavi gözleri, bulanırken suyun ötesinde! Ve bir ağacın gölgesinde... Saklanırken sessizliği; Kanatsız kuşlar ve uçuşan balıklar gibi,  [...] ayarsız saatlerin akrebi. 

***

Beyazdı perdeler, geceyi örten düşler, soluk mavi gözler, ve parmaklarında yüzükler; açmazdı bazı çiçekler.

***

Geç kalmışlığın eşiğinde, kıvranıp duruyordu bedenim; ve düşlerim, canımı sıkan pek çok şeyle birlikte, kim bilir kimin evinde? Her şey zamansız, her şey uzak... Anlamsız satırlar, yetim kalmış anılar ve kime ait idi bütün bu duygular? Boş bardaklarda ifadesiz suratlar, ve yankılanırken fısıltılar; duvar diplerine habersiz gelirdi kuşlar. Hep mi boşa çıkar umutlar?  Kurulu saatler ve kesik nefesler... Tatsız bir öfkenin esiriydi geceler; kamaşırken gözler, ne zaman tutuldu ki sözler?  Her şey yalandı, herkes dolan... Ve zaman, ötede aslı duran; sahipsiz bir sarkaçtı. Biriken yalnızca kendi  gözyaşlarımdı...

***

Boyalıydı şehirler ve yalnız yürürdü güvercinler, akşam inerken sokaklara kapanırdı bütün kepenkler.  Acıklı bir hikayenin sonu gibiydi, ama kimsenin umurunda değildi.  Ve bir salkım gökyüzü gibi; duvarda asılıydı resmi. Soluk sayfalar arasında fısıldarken elleri, kaldırımlarda beklerdi gözleri...

***

Kafam doluydu; şiirlerle imgesini yitirmiş, birbirinin aynı resimlerle ve kalmamıştı hüzün geriye. Kalıplaşmıştı zaman; zaman zaman akan ve bir akşam kendiliğinden duran, zaman zaman, perdenin ardında duran... Pürüzlendikçe dikenler ve yontulmuş hayaller, bileyliydi düşünceler... Sallanırcasına sokakta; elleri bağlı, kanatları çarpık, suskun ve sakin; bir uğultuyu kovalarcasına, topukları nasırlı... Kör yoncalar gibi dudaklarında sözler ve kimsesizler; gelip gidenler, gidip de dönemeyenler... Televizyon ekranında döner eski filmler, ve zaman zaman; filmler de beni izler...

***

Portakal kabukları ve yırtık kartları; telden örülü suratları... Kül yağmurları örter bütün sokakları; yıkık dökük binaları, kırılmış kaldırım taşları... Tırnaklarında açıyordu çiçekler, ve durgundu düşler... Kararırken yürekler, küreklere asılmış gemiler; ufukta belirdiler... Radyodaki sesler, esir düşen tüfekler; küf kokulu odalarda doğar bebekler... Ve kördür ezgiler; sustukça yükselen şehirler, ufukta gölgedirler... 

***

Uykusuz bir hüzün vardı, sararmış rüyasında gördüğü; yanmış bir film, ceketin cebinde unuttuğu... Eski bir resim; şimdilerde solmuş ve üzgün, gölgesi düşkün... Hasta yatıyordu yatağında, ve dönüp dururken aklında; ne yoktu ki oysa? Odağı kaymış bir hayat, ve bulanmış bir deniz; sürüklenip giderken uzaklara, yoksunlar girdabına...  Belki de yüksekti yerden yukarısı, ve açıktı hâlâ yarası; ama uçmak için kazmıştı bulutları... Kurduğu saatler göstermese de zamanı, uyanmak değildi çabası. Aynadaki surat, gülüyordu ona inat; baktıkça kendini görüyordu, yavaştan aklını yitiriyordu...