Üşüşen düşünceler kafamda ve kendi kendimi hapsederken ıssızlığa; Keyfi kaçık rüyaların ve bayatlamış sabahların şafağında... Kesik başlı bir melek misali, fareden farksız bir surat var aynada. Kanayan dişleri kemikte, ve son bir nefes göğsünde; Kusursuz acıların eşiğinde, küflü arzuların denizinde... Soluk mavi gözleri, bulanırken suyun ötesinde! Ve bir ağacın gölgesinde... Saklanırken sessizliği; Kanatsız kuşlar ve uçuşan balıklar gibi, [...] ayarsız saatlerin akrebi.
Uykusuz bir hüzün vardı, sararmış rüyasında gördüğü; yanmış bir film, ceketin cebinde unuttuğu... Eski bir resim; şimdilerde solmuş ve üzgün, gölgesi düşkün... Hasta yatıyordu yatağında, ve dönüp dururken aklında; ne yoktu ki oysa? Odağı kaymış bir hayat, ve bulanmış bir deniz; sürüklenip giderken uzaklara, yoksunlar girdabına... Belki de yüksekti yerden yukarısı, ve açıktı hâlâ yarası; ama uçmak için kazmıştı bulutları... Kurduğu saatler göstermese de zamanı, uyanmak değildi çabası. Aynadaki surat, gülüyordu ona inat; baktıkça kendini görüyordu, yavaştan aklını yitiriyordu...